background img

The New Stuff

DEMANS VE ALZHEIMER


Demans (Bunama) kişinin sahip olduğu kişisel ve sosyal kabiliyetleri yapamayacak hale getiren , Hafıza, fikir- mantık yürütme,  yer ve zaman durumunu belirleyememe, anlamada zorluk, konuşma güçlüğü, basit işleri yapmada aksaklılar gibi günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştıran sinsi bir hastalıktır.

Demans (bunama) genel hastalık grubu adıdır, literatüre geçmiş yaklaşık 30 çeşit demans rahatsızlığı olduğu söylenmekte. Ancak istatistiklere göre en sık görüleni ise Alzheimer hastalığıdır.

Demans olmayıp  depresyon, troid bezinin az çalışması, vitamin eksikliği  gibi rahatsızlıklar kişi sanki bunamışcasına unutkan olabilir. Bu tür rahatsızlık geçirenlerin çevresindeki insanlar büyük bir yanılgıya düşebilir, bu rahatsızlıları yaşayan kişinin yakınları;  işte benim yakınım Alzheimer oldu bunadı gibi tespitlerde bulunabilir. Kesinlikle bu durum yanlıştır. Birde başından beri hiçbir şeyi öğrenemeyen, okul başarısı çok düşük, zeka problemleri olan bir insan yaşlanınca aynı durumdaysa bunu demansla karıştırmamak gerekiyor.
Örneğin; işi gücü olan, yemeğini yapan, çöpünü çıkaran, çocuğuna bakan, etrafıyla ilgilenen bir hanım ileride yaşlanınca yemek yapamaz, hiçbir şeyi  aklında tutamaz, yani sahip olduğu kişisel ve sosyal  kabiliyetlerini, kaybederse demans o zaman söz konusu olabilir.

Demans hastalığında yaş en önemli risklerden biridir. Özellikle 65 yaşın üzerindeki kimselerde unutkanlık varsa çok dikkatli olunması gerekir.
Demansın en sık görüleni Alzheimer hastalığı genellikle 65 yaşından sonra daha görünür hale gelir. Fakat dikkat etmemiz gereken bir nokta;  hastalık sebebiyle beyindeki yapısal bozukluklar 40’lı yaşlarda başlar, sinsi şekilde devam eder, 65 yaşından sonra daha belirgin hale gelir.  Bir buzdağı gibi düşünmek lazım, işin altı 40 yaşında başlıyor, suyun üzerine çıkan dağı biz ancak 65 yaşın üzerinde görebiliyoruz. Bu  hastalıkta mevcut tedavilerin etkili olmamasının nedeni de bu. Artık yıkım o kadar ortaya çıkmıştır ki, gerek hasta gerekse hasta yakını için zor bir süreç başlar.

Bu hastalıkla ilgili bir nebze başa çıkmak için; erken teşhis çok önemli, o nedenle bu düşmanı çok iyi tanımamız gerekiyor.
Ailesinde Alzheimer öyküsü olan insanlar bu hastalık riskini taşırlar. Örneğin sadece annenizde alzheimer varsa topluma göre riskiniz 4 ile 8 kat yüksek, ama hem annenizde hem babanızda alzheimer varsa topluma göre riskiniz 16 kat daha yüksek olabiliyor. Ama Alzheimer çoklu sebepli bir hastalık olduğu için, genetik faktörlere baktığımızda, ortaya çıkan Alzheimer hastalığının yüzde 5’i aile yüklü oluyor , yani genetik testiniz pozitif çıksa bile Alzheimer olmayabilirsiniz. Yaşama şekliniz, başınıza gelen olaylar, zihninizi kullanma biçiminiz, eğitiminiz bu hastalık için çok önemli faktörlerdir.

O nedenle bu hastalığı tanımak, tedbirleri almak, çok önemlidir. Öncü belirtiler ve risk faktörlerini bilip, tedbir alıp buna yönelik bir yaşam tarzına geçerseniz riski az da olsa azaltabilirsiniz.

Alzheimer hastalığının diğer adı beyin diyabetidir. O nedenle yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün risk faktörü olduğu kanıtlanmış durumdadır. Bu hastalıkların tedavi edilmesi ve kontrol altında tutulması çok önemlidir.  Bu hastalıklara göre yeni bir yaşam tarzını benimsemeniz şart.

Alzheimer Hastalığının Erken Evre belirtileri:

Tuhaf davranışlar : Bir Azheimer hastasından ben unutkan oldum, beni doktora götürün denmesi beklenemez.  Bunu  hastanın çevresindeki kişiler fark edebilir, örneğin eskiden daha iyi temizlik yapıyordu, şimdi ihmal ediyor. Garip, işe yaramayan şeyleri biriktiriyor, Eskiden herkesin hatırını sorardı, şimdi ilgi göstermiyor, gibi hasta yakınlarının fark edebileceği türden tuhaf davranışlar sergilemeye başlayabilirler. Bununla beraber kişilik değişmesi de bu davranışlara eşlik eder.

Konuşma bozukluğu: Hastalığın erken evresinde  aynı sözleri sık sık tekrarlama çok sık görülür, özellikle kelime bulmada zorlanma, ifade akışında bozulma, kelime sayısı kullanmada azalma gibi belirtilerdir. Hastalığın ilerlemesiyle kelime çıkışı tamamen ortadan kalkabiliyor.

Kafa karışıklığı : Organizyon yapma, karar verme, hesap yapma, muhakeme, iç görü gibi bir takım insanı insan yapan işlevlerde yavaşlama ve azalma görülür.

Kişisel Temizlik ve  Yeme içme Alışkanlıklarında değişim : Tuvalet ve banyo gibi olması gereken birtakım temizlik alışkanlıklarının akması. Bununla beraber yeme içmede öğünü unutma, yemek yemeyi redetme gibi şeyler söz konusu olabilir. Alzheimer hastalarının hayatını kolaylaştırmak için yapılmış özel aletler, bağcıksız ayakkabılar, temizlik için özel ekipmanlar var. Hasta yakını iseniz bunları edinmenizde fayda olacaktır

Sağlıklıyken ufak yürüyüşler, tarih-gün, zaman akışını takip etmek,   özellikle OMEGA-3 içeren besinleri tüketmek, Akdeniz diyeti dediğimiz, katı yağlardan zayıf, sıvı yağlardan daha zengin, içinde antioksidanları  barındıran sebze ve yeşillik ağırlıklı, beslenme tarzı  Alzheimer açısından koruyucu olduğu kanıtlanmış durumdadır. Kırmızı etten uzak durun.

Sağlıklı Günler Dilerim.

DİJİTAL PAZARLAMA SAVAŞLARI

Dijital dünya ve pazarlama stratejileri hiç durmadan yenilenme ve savaş halinde.
Dijital Pazarlama Savaşları 2013 Etkinliği bu savaşın ortasında olan bizlerin ön saflarda yeralmak için yapılıyor.

Seyirci Olmayın Mücadelede Yerinizi Alın

Öğrenci ve Akademisyenlere Çok Özel Avantaj ve Fiyatlar

Sınırlı Sayıda Katılımcı ve İnteraktif Bir Ortam

Tüm Konuşmacılar İle Direk Tanışabilme ve Konuşabilme İmkanı

Sektörde Bir İlk "Dijital Dünyada Yatırım Stratejileri" Paneli

Tüm Yatırımcı ve Girişimcilerin Buluşma Platformu

26 Ekim 2013, Cumartesi Sheraton İstanbul Maslak Hotel Şişli/İstanbul'da yapılacak etkinlikle ilgili detaylı bilgiliyi www.dijitalpazarlamasavaslari.com adresinden edinebilirsiniz.


ETKİNLİK : Uluslararası İpek Yolu Kongresi ve 10. Adam Konferansı



Bu proje tarihten günümüze kadim dostluklar kurmuş olan ülkelerin yeniden daha güçlü bağlarla bir araya gelmesi ve gelecekteki işbirliğinin arttırılması konusundaki imkânların tartışılacağı bir konferans olacaktır. Tarihi İpek yolu güzergâhında bulunan Afganistan, Azerbaycan, Çin, Güney Kore, Gürcistan Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Suriye, Tacikistan ve Türkiye arasındaki ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi ve gelecekte daha da güçlendirmesi konusundaki potansiyeller üzerinde durulacaktır.
İpek Yolu ülkeleri bir zincirin halkaları gibidir. Ülkeler arasında geniş ufuklu bir perspektifle kurulacak çok boyutlu ticari, ekonomik ve kültürel ilişkiler sayesinde bu coğrafyanın son iki yüz yıllık kaderinin değişme potansiyeli gündeme gelecektir.
Bu konferansla, ülkeler arasındaki ilişkiler sadece doğu-batı ekseninde değil kuzey-güney ekseninde de gündeme getirilecek ve Avrupa ve Asya'yı Afrika'ya bağlayan ve çok yönlü ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi konuları alanın uzmanlarıyla tartışılma ve analiz edilme imkânı bulacaktır.

27-29 Ekim 2013 tarihleri arasında Silence İstanbul Hotel & Convention Center - İstanbul / Ataşehir de yapılacak olan kongre ücretlidir.

Adres: Brandium Ataşehir Yaşam ve Alışveriş Merkezi Dereboyu Cad.

Bu proje tarihten günümüze kadim dostluklar kurmuş olan ülkelerin yeniden daha güçlü bağlarla bir araya gelmesi ve gelecekteki işbirliğinin arttırılması konusundaki imkânların tartışılacağı bir konferans olacaktır. Tarihi İpek yolu güzergâhında bulunan Afganistan, Azerbaycan, Çin, Güney Kore, Gürcistan Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Suriye, Tacikistan ve Türkiye arasındaki ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi ve gelecekte daha da güçlendirmesi konusundaki potansiyeller üzerinde durulacaktır.
İpek Yolu ülkeleri bir zincirin halkaları gibidir. Ülkeler arasında geniş ufuklu bir perspektifle kurulacak çok boyutlu ticari, ekonomik ve kültürel ilişkiler sayesinde bu coğrafyanın son iki yüz yıllık kaderinin değişme potansiyeli gündeme gelecektir.
Bu konferansla, ülkeler arasındaki ilişkiler sadece doğu-batı ekseninde değil kuzey-güney ekseninde de gündeme getirilecek ve Avrupa ve Asya'yı Afrika'ya bağlayan ve çok yönlü ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi konuları alanın uzmanlarıyla tartışılma ve analiz edilme imkânı bulacaktır

Kongreye katılmak için http://www.ipekyolukongresi.org/


ETKİNLİK : CeBIT Bilişim Eurasia 2013 yaklaşıyor



24 Ekim 2013, Perşembe - 27 Ekim 2013 tarihleri arasında düzenlenecek olan CeBIT Bilişim Eurasia 2013 Cnr Expo Center Yeşilköy'de katılımcılarını bekliyor.

Avrasya bölgesindeki teknoloji şirketleri ile birlikte sektöründe bilişim teknolojilerini kullanan özel ve kamu kuruluşlarını fuarda ziyaret edebilirsiniz.

143.728 ziyaretçi 1.071 fuar katılımcısı ve sponsor firma 23 ülkeden katılımcı 93 ülkeden ziyaretçi 4.770 CeBIT Sinerji zirvesi katılımcısı.

Detaylı Bilgi almak isterseniz : http://www.etkinlik.com.tr/cebit-bilisim-eurasia-3120

ETKİNLİK : IstSec'13 Bilgi Güvenliği Konferansı


İstSec(İstanbul Bilgi Güvenliği Konferansı) bilgi güvenliği alanında çalışan, bu alana merak duyan ve konusunun uzmanları arasında bilgi paylaşımını yaymayı amaçlı bir etkinliktir.

Katılım ücretsiz olup 22 Ekim 2013, Salı Saat: 09:00 - 17:00 İstanbul / Beşiktaş / Ortaköy
Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü'nde yapılacaktır.

Program içeriği :
Bulut-tabanlı Dağıtık Hizmet Aksatma Saldırıları Ahmet ÖZTÜRK, SymTürk
Sahte Internet Musteri Hizmetleri Ile Mucadele, İsmail GÜNEYDAŞ, Yahoo
Combo Reversing ile Sıfır-gün (0day) Avcılığı, Celil ÜNÜVER, Singalsec
Zararlı Yazılım Analizinde Karşılaşılan Zorluklar ve Çözüm Yolları, Mert SARICA, IBTech
Yeni Nesil Güvenlik Önlemlerine Yeni Nesit Atlatma Teknikleri, Huzeyfe ÖNAL, BGA
30 Dakikada Kurumsal Bir Ağa Nasıl Sızılır [Uygulamalı] , Ozan UÇAR, BGA
Açık Kaynak Kodlu Uygulamalar ile Adli Bilişim Labaratuarı Kurma, Halil ÖZTÜRKCİ, ADEO
Bulut Bilişimde Güvenlik Nasıl Sağlanır?, Mehmet ÜNER, Microsoft
Bir Hacker’in Düşünce Dünyasına Giriş, İbrahim BALİÇ, INTELRAD
Network Protokollerine Yönelik Fuzzing Tabanlı Zafiyet Araştırması, Gökhan ALKAN, Tübitak

Katılım için : http://www.istsec.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bayram Sevinci… Haydi Gülümse :)



















Projenin ismi bile insanın içini ısıtıyor. Türkiye’nin önemli sosyal yardım projelerine imza atan Özürlüler Vakfı tarafından hayata geçirilen “Haydi Gülümse Projesi” 0-15 yaş grubundaki “engelli” çocuklarımızın ameliyat  ve tedavilerinin yapılmasına imkan tanıyan aynı zamanda engelli çocuklarımızın yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan hukuki, sağlık, eğitim , mimari bilgileri içeren bilgilendirme toplantılarının yapıldığı bir bilgilendirme projesi.

Özürlüler Vakfı’a ait Haydi Gülümse (www.haydigulumse.org.tr)  sitesinde,  proje ve bilgilendirme toplantıları hakkında detaylı bilgi alabilir, ameliyat ve tedavi koşullarını öğrenebilirsiniz.

Her birimiz engelli adayı olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Bu proje duyarlı herkesin ilgisini bekliyor

Lütfen www.haydigulumse.org.tr ve www.ozurlulervakfi.org.tr adreslerini ziyaret edelim :)


Renklerin Büyülü Dansı...Sedef Sanatı
























Midye ve istiridye gibi bir çok deniz yumuşakçasından elde edilen sedefkarların kullandığı gökkuşağı renklerindeki pırıltılı deniz kabuğu…

Renklerin albenisiyle işlenebilme özelliğiyle ve gökkuşağının tüm renklerini yansıtmasıyla ilgi çeken sedef eski zamanlardan beri çeşitli amaçlarla kullanılmıştır.

Sedefçilik doruk noktasına Osmanlı döneminde ulaşmış ve en  çarpıcı ve özgün eserlerini bu dönemde vermiştir.  Sedef eşyalar yapıldıkları yöreye, yapım tekniğindeki ayrıntıya göre farklılıklar gösterebiliyor. Başlıca Eser-i İstanbul, Şam işi, Viyana işi ve Kudüs işi şeklinde sıralayabiliriz.
Sedefkarlık çizim, ölçü  ve estetik sanatıdır. Sedefkarlar, kuyumculuk ile marangozluk arasında olan bu işde bazen takı yapıyor, bazen bir sarayın kapısını, bazen bir hocanın konuştuğu kürsüyü, bazen de insanların okuduğu Kur’an Rahlesini.

Bu işin inceliği sabır, dikkat, uzun bir mesai den geçiyor. Parmağınıza taktığınız bir yüzüğe sedef kakması yaptırdığınızı düşünelim, bu iş ne kadar küçülürse işin süresi o kadar artıyor.
Sedefçilikte gömme, kaplama ve macunlama olmak üzere üç teknik kullanılmaktadır. Sizde sedefle günlük yaşamda kullandığınız duvar kağıdından değişik formlarda eğlenceli karışımlar yaratarak  onları dekoratif objelere dönüştürebilirsiniz. Ama bunun için öncelikle sabırlı olmanız , ardından bu işe emek vermeniz gerektiğini unutmamanız gerekiyor.
Sedef sanatı malzeme ve teknik açıdan ele alındığında, ana malzeme sedef, bir çeşit istiridyenin kabuğundan elde ediliyor.  Bu gizemli hayvanın kabuğu dikkatle incelediğinde gören herkesi etkileyebilecek niteliktedir.  Çok çeşidi bulunmasına rağmen sedef sanatında belirli niteliklere sahip sedefler kullanılır. Sedefin bir sanat eserinde yada süsleme amaçlı kullanılabilmesi için işlenebilir kalınlıkda olması, gökkuşağının renklerini yansıtabilmesi, renklerin göz zevkine uyması gerekiyor.

Gökkuşağının renklerini yansıtan bu büyülü kabuk, gören herkesi etkileyedursun, sedef şekil veren maharetli ellerin emeği yok sayılmaz. Yüzyıllar öncesinden bu yana varlığı tüm güzelliğiyle sürdüren sedef bundan sonra da gören herkesi büyüleyeceğine emin olabilirsiniz.


ETKINLIK: SKYLIFE KÖPRÜLER VE İNSANLAR FOTOĞRAF YARIŞMASI



Skylife dergisi'nin düzenlediği Uluslararası fotoğraf yarışmasına tüm amatör ve profesyonel fotoğraf sanatçıları katılabilir. 16 Kasım 2013'de son başvuru tarihi olan yarışmanın detaylar şöyle:.

Tema :
Bir uzun köprüdür hayat,
Bağlar kurmaktır karşı kıyıyla,
El uzatmaktır bir uçtan diğer uca,
Araf tedirginliği kadar varışı görmenin güvenidir,
Mesafeleri azaltmak, farklarla barışmaktır,
Bazen bir desen, bazen bir çiçek, bazen de sıcak bir kelime köprüler kurar…

Sadece kıtaları değil, medeniyetleri ve kültürleri birbirine bağlayan Türk Hava Yolları, sizleri objektiflerinizle köprüler kurmaya davet ediyor.

“Köprüler & İnsanlar” konulu fotoğraf yarışması, amatör ve profesyonel tüm fotoğrafçıların katılımına açık.

Kimler Katılabilir?

"KÖPRÜLER & İNSANLAR" konulu Skylife dergisi uluslararası fotoğraf yarışmasına; İnfomag Yayıncılık çalışanları, yarışma seçici kurul üyeleri ve söz konusu kişilerin 1. derece yakınları haricinde tüm amatör ve profesyonel fotoğrafçılar katılabilir.


Nasıl Katılacaksınız?

Yarışmaya, fotoğraflarınızı bu site üzerinden yükleyerek katılabilirsiniz. Her aday en fazla 4 fotoğrafla yarışmaya katılabilir.
Adaylar, fotoğrafları internet sitesine kendi açacağı Kullanıcı Adı ve TC Kimlik Numarası ile yükleyecektir. TC vatandaşı olmayanların kullanıcı adını girmeleri yeterli olacaktır.
Yarışmacılar, rakamlardan oluşan 8 haneli bir rumuz belirleyecek, bu rumuzu yazdıktan sonra alt çizgi işareti ve ardından fotoğraflarını numaralandırarak siteye kaydedeceklerdir. Örnek: 12345678_1, 1235678_2, 12345678_3
*Yarışmaya katılım ücretsizdir.

Teknik Bilgiler

Fotoğrafların orjinali, JPEG formatında, çözünürlüğü 300 dpi ve kısa kenarı ise en az 2200 piksel olmalıdır.
Fotoğraflar internet sitesine kısa kenarı 1600 pixel ve 1 MB’ı geçmeyecek şekilde yüklenmelidir.
Fotoğraflar renkli ya da siyah beyaz olabilir.
Fotoğraf üzerinde renk, kontrast ve kadraj düzenlemeleri dışında, photoshop ile dijital manipülasyon yapılamaz.


Yarışma Koşulları

"KÖPRÜLER & İNSANLAR" konulu uluslararası fotoğraf yarışması, Türk Hava Yolları ve İnfomag Yayıncılık tarafından düzenlenmektedir.
Yarışma, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) tarafından onaylanmıştır. Yarışma süresince TFSF Temsilcisi bulunacaktır. (TFSF Destek No: 2013/51)
Adaylar yarışmaya "siyah-beyaz" veya "renkli" fotoğraflarla katılabilirler.
Her aday, en fazla 4 adet fotoğrafla yarışmaya katılabilir.
Yarışmaya gönderilecek fotoğrafların, herhangi bir yarışmada derece almamış olması gerekmektedir. Fotoğrafın sergilenmiş veya yayınlanmış olması ise yarışmaya katılım açısından engel teşkil etmez.
Fotoğraflar dijital olarak yarisma.skylife.com adresine online olarak yüklenecektir.
Fotoğraflarda görüntünün çevresinde çerçeve veya paspartu oluşturacak biçimde çizgi ya da boşluk olmayacak, fotoğrafın tamamı görüntüden oluşacaktır. Fotoğrafın orjinalinin kısa kenarı en az 2200 pixel bit derinliği 300 dpi olacak ve ödül veya sergileme alması durumunda katılımcıdan talep edilecektir.
Fotoğraflar internet sitesine kısa kenarı 1600 pixel ve 1 MB’ı geçmeyecek şekilde yüklenecektir.
Adaylar, fotoğrafları internet sitesine kendi açacağı Kullanıcı Adı ve TC Kimlik Numarası ile yükleyecektir. TC vatandaşı olmayanların kullanıcı adını girmeleri yeterli olacaktır.
Başvurunun kabul edilmesi için katılımcının kayıt bilgilerini doğru ve eksiksiz olarak sağlamış olması gerekir. Bilgilerde ortaya çıkacak uyumsuzluk ve yanlışlık halinde sorumluluk tamamen katılımcıya ait olacaktır.
Türk Hava Yolları ve İnfomag Yayıncılık, fotoğrafların yüklenmesi esnasında oluşan internet kesintisi vb. teknik problemlerden, datanın silinme ya da eksilmesinden dolayı sorumluluk kabul etmez.

Işık, kontrast, renk, gren gibi fotoğrafın karakterini bozmayacak fotoğrafik müdahaleler dışında, uygulanacak salt grafik nitelikli bazı Photoshop veya benzeri yazılım efektlerinin (örneğin suluboya filtresi vb.) kullanıldığı fotoğraflar elenecektir.
Yarışmanın neticesinde Seçici Kurul, herhangi bir fotoğrafı herhangi bir ödüle layık görebilir. Seçici Kurul’un kararları kesin olup itiraz edilemez.
Bu yarışmadan önce veya bu yarışmayla eş zamanda, anılan fotoğrafın diğer bir yarışmada derece almış olduğunun ortaya çıkması durumunda, anılan ödül iptal edilir ve verilmişse, ödül sahibinin ödülü derhal iade etmesi gerekir. Bu iptal durumu, diğer ödül almış ve/veya alamamış yarışmacılara ise talep hakkı doğurmaz.
Başkasının fotoğraflarını kendi fotoğrafı gibi göstererek yarışmaya katılan kişiler, her türlü hukuki ve cezai sorumluluğu üstlenmiş olur. Yarışmada ödül kazandığı takdirde ödülü kullandırılmaz, kullandığı kısmın iadesi talep edilir.
Ödül almış fotoğrafların kısıtlandığı bu yarışmada böyle bir fotoğraf ile ya da bu fotoğrafın ana unsur olarak kullanıldığı yapıtlarla katılımda bulunan (Kural İhlali suçu işleyen) kişilerin yarışmalara katılımı TFSF Yarışma ilkeleri gereğince bir (1) yıl kısıtlanır.
Haklarında bir (1) yıl kısıtlama kararı verilmiş kişiler ikinci defa kural ihlali suçu işledikleri takdirde TFSF onaylı yarışmalardan süresiz olarak men edilirler.
Haklarında yukarıda açıklanan gerekçelerle verilmiş kısıtlılık kararı devam eden katılımcılar bu yarışmaya katılamazlar.
Ayrıca yarışmada ödül alan eserler TFSF yayını olan "Almanak 2013" kitabında ve TFSF web sitesinde yer alacaktır.
Yarışmada dereceye girenlere ödül olarak verilen biletlerin Türk Hava Yolları’nın belirlediği kurallar çerçevesinde ve ödül verildikten itibaren 1 yıl içerisinde kullanılması gerekir.
Belirlenen süre içerisinde dereceye giren fotoğrafçılar tarafından bilet kullanımı yapılmaz veya kısmen yapılırsa ödülün kullanımından feragat edilmiş sayılacaktır. Ödül kazananlar kendi yerine başkasını bu haktan yararlandıramaz. Bilet kullanımı yerine nakit ödeme talebinde bulunamaz.
Yarışmada ödül alan yapıtların tüm kullanım hakları, 1 yıl boyunca Türk Hava Yolları, İnfomag Yayıncılık ve fotoğraf sahibine ait olacaktır. Katılımcı, Seçici Kurul tarafından ödül verilen ve/veya sergilenmeye layık görülen fotoğraf/larının adının belirtilmesi suretiyle, Türk Hava Yolları tarafından aşağıda belirtilen mecralarda bila bedel kullanılmasını peşinen kabul ve taahhüt eder:
Sergi,
Basılı katalog,
Dijital katalog (mobil platformlar da dahil),
Türk Hava Yolları bünyesindeki web siteleri,
Türk Hava Yolları bünyesindeki mobil uygulamaları,
Uçak içi IFE ve Airshow ekranlar,
Türk Hava Yolları bünyesindeki tüm sosyal medya hesapları,
Skylife dergileri basılı, dijital, mobil versiyonları,
Ajanda, poster, takvim, kutu vs. gibi pazarlama destek ürünleri
Türk Hava Yolları ve İnfomag Yayıncılık, yarışma süresince seçici kurulda, yarışma takviminde ve katılım koşullarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar.

Genel Hüküm: Yarışmaya fotoğraf göndererek katılmak, yukarıdaki koşulların aynen kabul edildiği anlamına gelmektedir.

Kaynak : http://yarisma.skylife.com/katilim-kosullari.aspx#.UlU9HtJ7JFs

Yarışma web sitesi : http://yarisma.skylife.com Başvuru : http://yarisma.skylife.com/katilim-formu.aspx#.UlU9mtJ7JFs







Bosna'ya Kitap!






























Bir ülke ve medeniyetin yeniden inşa edilmesinde eğitim önemini hepimiz biliriz.


Uluslararası Saraybosna Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Metin Boşnak "Bosnaya Kitap Gönder" kampanyası başlattı.

Ülkedeki en büyük eksikliğin eğitimin zorluğu olduğuna dikkat çeken Metin Boşnak, IUS Üniversitesi Araştırma kütüphanesine a
kademik, felsefi, teorik, bilimsel, entelektüel ve edebi türde kitaplar gönderilmesi için çağrıda bulundu. Başta Türkçe, İngilizce, Boşnakça olmak üzere her dilde hazırlanmış kitapları aşağıda adrese iletebilirsiniz.

IUS Uluslararası Saraybosna Üniversitesi 
İstanbul İrtibat Ofisi : Feshane Cad. No:21 Eyüp/İstanbul. adresine kitaplarınızı gönderebilirsiniz.

Telefon: 0212 563 91 36 Faks: 0212 563 91 79Prof.Dr. Metin Boşnak Twitter Hesabı: https://twitter.com/MetinBosnak

Kent Rehberi : Hatay






















Medeniyetler diyarı Hatay....
Türkiye'nin ortadoğuya, ortadoğunun akdenizden dünyaya açılan kapısıdır. Keşfetme arzusuyla yola çıkmış olanların, gezginlerin, tarihin ayak izlerinden yürümek isteyenlerin, yepyeni tatların peşinde olanların, yolcuların, huzur arayan yorgunların durağı olmak için Hatay misafirlerini bekler.   

Hatay farklı dinden, etnik kültürden gelen insanların yüzyıllardır barış içinde yaşadığı Anadolunun hoşgörü merkezidir. Kentin geçmişi M.Ö. 9.000'li yıllara dayanır. Sırasıyla Amuk, Akad, Huri , Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Arap, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetinde kalan Hatay 1939'da Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır.

Antik kentleri, müzeleri, inanç turizmi merkezleri, doğal zenginlikleri , yaylaları ve lezzetli mutfağı ile Hatay ülkemizin en önemli turistik merkezleri arasındadır.

Hatay'a İstanbul, Ankara, Kıbrıs'dan doğrudan seferlerle, diğer illerden aktarmalı olarak uçakla,
karayoluyla, yakın illere demiryoluyla ve İskenderun ilçesinde bulunan limanla deniz yoluyla
ulaşım imkanı bulunur.

Hatay'da butik otellerden, beş yıldızlı otel konforuna, aile pansiyonlarından, motellere kadar
pek çok konaklama seçeneği beğeninize sunulmuştur.

Hatay'a ilk gelenlerin en uğrak yeri Hatay Arkeoloji müzesidir. Antakya ilçesi Cumhuriyet
alanında bulunan müzede Harbiye, Antakya, Samandağ ile İskenderun'dan çıkarılan çeşitli
dönemlere ait pek çok eser sergilenir. Mozaik koleksiyonu bakımından dünyada 2. para
koleksiyonunda 3. sırada yer alan müze yoğun ziyaretçi akınına uğruyor.  Müze gezisi sonra küçük
bir alışveriş molası ve acıkanlar için eşsiz lezzet durakları ile Uzun Çarşı biraz ötede cıvıl
cıvıl işler.

Közde pişirilen künefenin dumanı tüterken , çeşit çeşit kebaplar, mezeler ve salatalar diyarında
kendinizi kaybedebilirsiniz. Farklı renkler, farklı lezzetler, farklı seslerin resmi geçidinde
çarşıyı arkanızda bırakıp, tarihi evleri, tarihi sokakları, dünyanın ilk ışıklandırılmış caddesi
Kurtuluş caddesini gezebilir şehrin güzelliğini doyasıya hissedebilirsiniz.

Antakya merkezinden ayrılarak Hatay'ı pek çok din, inanç ve kültür için özel kılan tarihi mekanlarına doğru yola çıkabilirsiniz. 2 km. kuzeydoğuya yöneldiğinizde Harç dağının eteğinde oyulmuş Saint Piere  kilisesine ulaşırsınız. Doğal bir mağara içine inşa edilmiş bu kilise hıristiyanlığın dünyaya yayılmasında en etkili merkezlerden biridir. Hs. İsa’nın havarilerinden Saint Piere’nin kurduğu kilisede Hs.İsa’ya ve İncile inananlara ilk defa Hıristiyan adı verilmiştir. Papa 6.Paul tarafından 1983 yılında hac yeri olarak ilan edilen kilisede her yıl 29 Haziran Saint Piere günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. 

Antakya’da Saint Piere kilisesi dışında Protestan, kataolik, Ortodoks kiliseleri havra, pek çok cami ve kilise yan yana kültürel zenginliği barış içerisinde sahiplenircesine bir arada bulunmaktadır.

Anadolunun ilk camii Habib-i Neccar Camii yine burada ziyaret edebilirsiniz.

Yapıldığı dönemde İstanbul’dan sonra  Anadolu’da en uzun surlara sahip kaleden geriye bazı bölümlerin kalıntıları kalabilmiştir.  Bu kalıntıların arasında demir kapı görülebilir.

Antakya’dan sonra 2.durak Samandağ ilçesidir. Tersine akan nehir olarak bilinen Asi Nehrin  denizle birleştiği yerde bulunan ilçe Çevlik kumsalı Hatay’ın sayfiye yeri olarak bilinir. Dünyanın en kaliteli neyleri burada Asi Nehrinin kıyılarında yetişen kamışlardan yapılır.

Dünyanın ilk liman kenti Samandağ Asi Nehrinin ağız kısmına kurulduğu için limanın nehirce taşınan alüvyonlarla dolması tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.  M.S. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasian bu tehlikeyi önlemek üzere 1330 metre uzunluğundaki Titus tünelini yaptırmıştır. Tünelin yakınında kaya mezarları bulunmaktadır.Kaya mezarları içerisinde en ünlüsü Beşikli mağara adıyla anılır. Samandağ'da bunların dışında Hz.Hızır’ın türbesi ziyaret edilebilir. Vakıflı köyüne yolunuz düşerse, organik tarımın uygulandığı ilk tarlaları ve köyün faaliyette olan kilisesini ziyaret edebilirsiniz.

Yaşadığınızı hissettirecek çok seçkin merkezlerden biride Hıdır bey, ziyarete gelen misafirlerini köyün simgesi olan Musa ağacının gölgesinde ağırlar.

Manastırlar, müzeler derken Hatay’ın doğal güzelliklerini atlamamak olmaz. Hatay merkezine 7 km. uzaklıkta bulunan Harbiye yemyeşil alanları, koyu gölgeli defne ağaçları, şelaleleri ile günlük hayatın koşuşturmasından, stresten arınmak ve dinlenmek için pek çok seçenek sunuyor. Çeşitli eğlence merkezlerinin yanında ipek dokuma ve el sanatları ürünlerini burada bulabilirsiniz.

Her yıl geleneksel olarak yapılan Aba güreşlerini izlemek için Yayladağı’na doğru yola çıkarsanız hemen yolunuz üzerinde Şenköy’de bulunan, yaşadığı dönemin evliyalarından Şeyh Ahmet Kuseyri Türbesine uğrayabilirsiniz.

İlle de denizsiz tatil olmaz diyenlerdenseniz İskenderun bir sonraki durak için en uygun seçenektir. Bu yerde Türkiye’nin en önemli limanlarından biri olan İskenderun’dur. Yamaç paraşütü ve yelken sporlarının revaçta olduğu İskenderun’un en çok tercih edilen plajlarından biri olan Arsus sahili ilçeye 33.km uzaklıkta yer incekumlu bu plajdır, cennetten bir köşe gibidir.

Dörtyol ilçesi Payas beldesinde bulunan Sokullu Mehmet Paşa külliyesi, pazar yeri,  hamam, kervansaray, cami ve medreseden oluşmaktadır. Külliyeden sonra dilerseniz Payas kalesine uğrayabilirsiniz, deniz kıyısına doğru ilerlerken Cenevizliler tarafından yaptırılan gözetleme amacıyla kullanılan Cin kulesini gezebilirsiniz. Daha sonra sahili keşfedebilir ve çok yakınında bulunan Sincan Köyündeki Damlataş mağarasına uğrayabilirsiniz.

Burnunuza portakal bahçelerinden yayılan muhteşem narenciye kokuları gelmeye başlarsa bilinki Erzin’e yaklaşmışsınızdır. Burada birçok antik şehir kalıntılarına ve su kemerlerine rastlarsınız. Burnaz sahilinde denizin tuzlu esintisiyle dinlenebilir, biraz şifa bulmak için Başlamış köyü içmelerini ziyaret edebilirsiniz.

Daha zinde ve yayla havası almak istiyorsanız, Hatay’da size göre mutlaka bir yayla bulunur. Belen ilçesine bağlı Güzelyayla ve Atik yayları , yaylalar içerisinde en öne çıkanlardır. Yolunuz Belen’e düşmüşken Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan külliyeyi görmeden geçmeyin.

Tarihle yakından ilgiliyseniz, Reyhanlı ilçesinde bulunan Akçanağı höyüklerinde arkeoloji kazılarını incelebilirsiniz. Ayrıca doğal sit alanı olan mesire yeri Yenişehir gölü de Reyhanlı’a ziyaret edilebilecek önemli yerlerdendir.

Buradan sonra yolunuz Altınözü tarafına düşerse kazı çalışmaları henüz tamamlanmamış Koz kalesini gezebilirsiniz. Biraz dinlenmek ve şifa bulmak için yolunuzun üzerinde Anik ovasının tam ortasında Kumlu ilçesindeki Hamamat kaplıcalarına uğrayabilisiniz.

Akşama doğru geceyi enfes bir manzarayla karşılamak istiyorsanız Kırıkhan ilçesindeki Gölbaşı gölü size hayal gibi bir gün batımı yaşatacaktır.

Hatay’ın bereketli topraklarında yetişen ürünlerden evinize götürmek isterseniz Hassa’ya mutlaka uğramalısınız. Zeytin ve üzüm bahçelerinde mevsiminde taze taze toplanmış lezzetli üzümleri tadabilir, enfes zeytinyağlarından satın alabilirsiniz.

Usta ellerden kağıt kebabı, oruk, dövme, aşur, semirsek, künefe, peynirli irmik helvası, kabak tatlısı (favorim) cevizli biber, küflü çökelek salatası, nar ekşisi, tuzlu yoğurt, humus gibi lezzetleri deneyebilirsiniz. Bu lezzetlerin tadı Hatay’da bambaşkadır, butlaka burada denemeniz gerekiyor.

Hatay’ı keşfetmeye geldiğinizde evinizde gibi hissedebileceğiniz konaklama tesisleri, tarihi han ve hamamları, modern alışveriş merkezleri ile tüm ihtiyaçlarınızın karşılandığı, moral depoladığınız ve gönlünüzce gezdiğiniz bir masal diyarında bulacaksınzız kendinizi.




Sabır, Emek , Göz nuru : Çini Sanatı
























El sanatları köklü bir geçmişin  ve kültür varlığının en önemli belgeleridir. Yüzyıllar içinde pek çok el sanatıyla kültürel birikimini ortaya koyan Türkler için çininin yeri bambaşkadır. Çünkü çiniye can veren Anadolu topraklarıdır. Türkler seramik kapları yaptığı ilk günden bu yana onları mimari yapılarda süslemede de kullanıyor.

Türklerin çini sanatı ile tanışmaları Uygur Türklerine ve 8.yüzyıla denk dayanıyor. Çininin Anadolu topraklarındaki temsilcisi Selçuklu Devletidir. 13 ve 14. yüzyıllardaki Selçuklu etkileri beylikler ve Osmanlı döneminde devam etmiştir.

İznik 14.yüzyıldan başlayarak çiniciliğin merkezi olmuştur.  Ünü tüm dünyaya yayılan İznik Ççinilerinin özel renkleri bugün bile bu sanatla uğraşanların peşinden koştukları özel bir sırdır.

İznik Türk ve dünya çinicilik açısından öylesine bir öneme sahiptirki 15.yüzyılda üretilen  mavi beyaz çiniler; haliç işi - şam işi diye anılan ama İznikte imal edilen çini çeşitleridir.Bu döneme kadar uygulanan ilk kez kırmızı renk, bu alanda yeni bir tarzın doğması ve çinin Türklere özgü bir sanat sayılmasının ana sebebidir.

Kırmızı ve beyaz hamurdan yapılan 1260 derecede pişirilen İznik seramiklerinin ana maddesi kuvarsdır. Ancak bu seramikleri özel kılan sadece yarı porselen kalitesinde olmaları değil.  Desenleri, renkleri ve üzerlerindeki sırdır.

18.yüzyıla denk çininin Anadolu toprakları başkenti sayılan İznik'te kaşi ve evani adı ile üretilen ve sonraları Çin porselinin kalitesini vurgulamak için çini denilen bu sanat eserleri bugün bile pek caminin duvarlarında, minarelerinde ve müzedeki eşyalarda görebilirsiniz.

Çininin 18.yüzyılda tamamen kaybolmasıyla Anadolu'da yepyeni merkezlerin ortaya çıkma nedeni olmuştur. Kütahya ve Çanakkale o günlerden buyana çini sanatının iki önemli merkezidir.

Çininin sırrı sadece toprağında, o toprağa şekil veren elde, desenleri çizen dikkatli gözde, piştiği fırının ısısında değil, sabırda, emekte, göz nurunda.

Çini yapımı sabır ve emek gerektiren uzun ve ustalık isteyen bir süreçtir. Çamuru yoğurma ve ateşte pişirme sanatıdır. Çinin hamurunu hazırlamak ilk aşamadır. Çini yapılacak ham maddelerin karıştırılma süreci yaklaşık 8 saat sürmektedir. Bu süre sonunda boza kıvamına gelen malzeme 2 gün dinlenmeye bırakılır. Dinlenme sonrası içindeki suyun kaybolması için preslere alınan hamur artık  yoğrulacak kıvama getirilir.

Kündeleme ise çini yapımının bir başka zahmetli aşamasıdır. Yapılacak parçanın büyüklüğüne göre çamurun ayarlanmasına verilen isimdir. Bu aşamada diğerlerinde olduğu gibi dikkat gereklidir. Kündecinin hamur parçalarını istenilen boyutlarda ayarlaması ve hamurun içinde hava kabarcığı bırakmaması çok önemlidir. Bu özen tasarımın başarısı için gereklidir.

Çamurun maharetli ellerde şekil bulduğu aşama ise  adete büyüleyicidir. Birkaç saatte şablon yada çark tornada tabak yada bir vazo şeklini alıp kurumaya bırakıldığında çininin en önemli aşaması tamamlanır. Astarlamanın ardından tam bir gün süren bisküvi pişirimi başlar ki bu aşama iyi bir çini için zorunludur. Ancak sır iyi bir çinin vazgeçilmezidir. Sır öncesi yapılacak desenin özenle çizildiği tahrirleme özen ve dikkatin gerektiği bir konudur. Genellikle kadınların yaptığı desenleme işinde tahrirlemeden sonra yapılır. Daha sonra boyama işemine geçilir.

Ham maddesi silis olan sır önce boza kıvamında ikinci pişirimden sonrada cam gibidir. Türk çinilerinin birbirinden güzel renk ve desenleri bu varlığı ile yokluğu seçilmez camın ardında gizlidir.

Çini yüzyıllardır Anadolu topraklarında varlığını ve zenginliğini tüm dünyaya kanıtlamış durumdadır. Usta eller, günlerce süren bu zahmetli eller, bu uğraşa gönüllüdür. Çünkü çininin ilhamı ve zenginliğini bu zengin Anadolu topraklarına borçludur.

Pinterest profilimdeki çini kataloğunu incelemek için: http://www.pinterest.com/tanglay/iznik-ceramic-tiles-and-pottery/

Uydudan İnternet Dönemi Başlıyor



















Türksat Genel Müdürü Özkan Dalbay, önümüzdeki yılın ortasından itibaren Türksat-4B uydusu ile kişisel internetin 50-60 liradan Türkiye’nin her bölgesine, ayrıca Bulgaristan, Azerbeycan, Irak, Suriye ve Ürdün gibi komşu ülkelere de hizmet vereceğini söyledi.

Uluslararası Yöneticiler Derneği'nde (YÖNETDER) 'uydu hizmetleri' konulu seminer veren Türksat Genel Müdürü Dr. Özkan Dalbay, internet kullanıcılarına müjdeli haber verdi. Dalbay, 2014 yılının ortalarında hizmet verecek olan Türksat-4B uydusu ile ilgili şunları söyledi “4B'de Ka Bant dediğimiz yeni bir teknoloji kullanıyoruz. Ka Bant teknolojisi, o büyük kapsama alanlarının daraltılmış hali demek. Daha yüksek frekansta daraltılmış halinde o frekansı bir başka yerde daha fazla sayıda kullanabiliyoruz. Yani bir kapsama alanını küçülttük, Türkiye’nin batı bölgesini kapsıyor. O frekansı yanında kullanmıyoruz başka frekans kullanıyoruz iç içe geçecek şekilde. Sonra üçüncüsünde ilk kullandığımızı kullanıyoruz.

Böyle atlaya atlaya kullanıyoruz, dolayısıyla bir frekansı Türkiye içerisinde 4 defa, 5 defa kullanmış oluyoruz. Dolayısıyla frekans başına düşen maliyeti azaldığı gibi yani uydunun maliyeti azaldığı gibi güçlü sinyalden dolayı yer sistemlerinin de maliyeti azalıyor. Bu ne demek? Kişisel internet kullanımını yaklaşık 50-60 liralar civarında önümüzdeki yılın ortasından itibaren uydu üzerinden verebileceğiz. Alt sistemlerinin maliyeti ne kadar olacak? Yaklaşık 200-300 lira. Alacaksınız, bir defa kuracaksınız. Alın başka bir yere götürün, herhangi bir yere. Türkiye’nin herhangi bir yerine hatta çevremize de götürün Bulgaristan’a, Azerbaycan’a, Irak’a, Suriye’ye, Ürdün’e. Oraları da bizim hedef pazarlarımız arasında, oraya götürün çalıştırın.

Hayvanlar Üzerinde Yapılan Deneyleri Engellemek Elinizde!





















Malesef bazı kozmetik ve temizlik firmaları ürünlerini piyasaya sürmeden önce hayvanlar üzerinde acımasızca
deneyler yapıyorlar.

Yapılan testlerde hayvanlar gözlerine müdahale etmemesi için başları ile gövdeleri arasına platformlar yerleştiriliyor. Hayvanın alt göz kapağı dışarı doğru çekilip sabitlenerek bir yalak oluşturuluyor. Göz farı, çamaşır suyu, rimel, şampuan gibi ürünler. Hayvanın gözüne damlatılıp yada sürülerek, Hayvanlar 3-4 hafta boyunca bu şekilde "Draize" testine tabi tutuluyor. Hatta birkaç ürün aynı anda kullanılarak alerjik oluşumlar, çıban , kanama ve enfeksiyon saptanmaya çalışılıyor. Hayvanlar 3-4 haftalık bu testler sonucunda acı çekerek ölüyorlar.

Kozmetik ve makyaj malzemeleri satın alırken hayvanlar üzerinde deney yapmayan firmaları tercih etmeleri çok önemli.

Satın aldığınız ürün üzerinde "No Tested on Animals" yani hayvanlar üzerinde denenmemiştir yazısına dikkat etmeniz gerekiyor. Ayrıca "Mutlu Tavşan" logolu ürünleri tercih etmeniz belkide bir hayvanın acı çekmeden hayatına devam etmesine neden olacaksınız.

Hayvanları Koruma Kanunu 5199

9. Madde şöyle der:

Hayvanlar, bilimsel olmayan teşhis, tedavi ve deneylerde kullanılamazlar.

Tıbbî ve bilimsel deneylerin uygulanması ve deneylerin hayvanları koruyacak şekilde yapılması ve deneylerde kullanılacak hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması esastır.

Başkaca bir seçenek olmaması halinde, hayvanlar bilimsel çalışmalarda deney hayvanı olarak kullanılabilir.

Hayvan deneyi yapan kurum ve kuruluşlarda bu deneylerin yapılmasına kendi bünyelerinde kurulmuş ve kurulacak etik kurullar yoluyla izin verilir.

Etik kurulların kuruluşu, çalışma usul ve esasları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile sağlık Bakanlığının ve ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Deney hayvanlarının yetiştirilmesi, beslenmesi, barındırılması, bakılması, deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin tescil edilmesi, çalışan personelin nitelikleri, tutulacak kayıtlar, ne tür hayvanların yetiştirileceği ve deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin uyacağı esaslar Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.


Topraktan Suya... Ebru Sanatı





















Ebru farsçada bulut anlamına gelen ve ebru kağıdında bulutumsu renk kümelerinin oluşması nedeniyle kağıda verilen “ebr'i” kelimesinden adını almaktadır.

Ebru için en eski tarih 15.yüzyıl olarak bilinir. Ancak daha eskilere de dayandığı düşünülmektedir. 16.yüzyılda bu sanat bir çok sanatçı yetiştirmiştir.

Belkide yeryüzünde hiçbir sanat adıyla bu kadar iç içe geçmemiştir. Suyun yalınlığı, saflığı, renklerin düğünü, insanın duyguları, yeteneği, doğanın kusursuzluğu ebru sanatında buluşur. Ebru sanatında nihai sonuç bizi o sonuca ulaştıran süreçle beraber incelediğinde anlam bulur ve zenginleşir.

Ebru bir resim sanatı olmakla beraber sadece resim sanatı olmaktan da ibaret değildir. Nükteli bir şiir, yumuşak bir ezgidedir ebru. Gücü zaman içinde oynamaya yeten dans eden bir figürdür. Ruhun dinlenmesi, ışıldaması adete hareke geçirir ebru.

Ebru yoğunlaştırılmış sıvı üzerine renklerin sınırsız değişimlerle birbiriyle kucaklaşması, kaynaşması, suyun üstünde dans etmesidir. Kendi gibi tarihçesi de suya yazılmış olmalı ki adı ve menşeyi tam olarak çözülemiyor.

Su tabiatta en çok bulunan canlı yaşamının devamı ve ebru sanatı için gerekli en mutlak gerekli  olan bileşiktir. Yoğunlaştırılmış su üzerinde yüzdürülen sığır ödüyle hazırlanmış boyalar desenlendirildikten sonra kağıda veya başka yüzeylere aktarılır. Ancak burada aktarılan sadece boyalar ve maddeler değildir. Ebruzenin gözlünden gelen yansımalardır, buradaki amaç ilahi güzelliğe yaklaşmaktır.

Ebrunun dilini tam olarak öğrenen bir sanatçı önünde güzellikler dünyasının açıldığını görür. Yapılan eserlerin hiçbiri birbirine benzemez.Yaratılışta tekrarın olmadığını hatırlatır bizlere.

Bazı günler şafak ve "gurup" vakti ufka bakarsanız kırmızı, sarı, lacivert ve mavi renklerin en ilahi  tonlarıyla bulutlardan bir ebrunun şekillendiğini görürsünüz. Yine bazı gecelerde bulutlu semalar kadar geniş bir ebru teknesini , mehtabın fırçasıyla mavi, lacivert beyazın bütün nüanslarını görürsünüz.

Ebru için gereken malzemeler :

KAĞIT : Emici özelliği fazla ve mat olanları tercih edilir. Genellikle birinci hamur kâğıt kullanılır.

KİTRE: Kitre, Anadolu’da yetişen, geven türü dikenli bitkilerden elde edilen, yapışma özelliği az olan bir zamk çeşididir. Suyla birlikte karıştırılarak uygun kıvam elde edilir. İpek kitresi ise, toz halinde hazır olarak satılmaktadır. Piyasada aktarlarda bulunabilen kitrenin plaka halinde, beyaz ve topraksız olanları tercih edilmelidir.

TEKNE: Ebru yapımında tekne dediğimiz, içine kitre konan kaplar kullanılır.

FIRÇA: Fırçanın sapı için, esnek olduğundan dolayı gül dalı kullanılır. Kıllar ise, at kuyruğundan elde edilir.

BOYALAR: Ebru yapımında genellikle oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti kullanılır. Diğer renkler de bunların karışımından elde edilir. Güzel bir ebru için renkleri uyumlu kullanmak önemlidir. Bu nedenle koyu renklerden başlanarak renkler kullanılır. Tabandaki siyah boya, üzerindeki boyaları canlı ve aktif gösterir. Aralardaki beyazlar da renklere hareket getirir.

ÖD: Renklerin kitre üzerinde kalmasını sağlar. Boyanın içine atılarak kullanılır. İpek boyalar için kullanılmaz.

BİZ: Büyük, kalınca iğne olup, ebruya şekil vermekte kullanılır.




Google Web Designer

Google Ekim ayı başında "Google Web Designer" ismiyle html5 platformunda daha zengin web siteleri ve reklam oluşturmanıza yarayan bir uygulama geliştirdi. Beta aşamasında olan Google Web Designer uygulaması Windows ve Mac bilgisayarda rahatlıkla kullanılabiliyor.

HTML5 destekçisi olan Google bu uygulamayla reklamverenleri hedefliyor. Google Web Designer ile masaüstü, mobil ve tablet bilgisayarlara uyumlu, dinamik reklam içerikleri hazırlama imkanı sunuyor.

Google Web Designer sayesinde hazırlanan içerikler doğrudan Admob ve DoubleClick kampanyalarına entegre edebiliyorsunuz. Ayrıca  hazırlanan içeriği diğer reklam platformlarında rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. En sevdiğim özelliklerinden biri de tasarım arka planında kodları izleyip edit edebiliyorsunuz. Otomatik update etmesi de cabası.

Programı İndirmek için : http://www.google.com/webdesigner/


Program videosu için :


Etkinlik: Fadik Kız 8 Ekimde Tiyatro Severlerle Buluşuyor























Adana Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelen Usta yazar Orhan Asena tarafından 1968 yılında kaleme alınan oyun, bir kadının dramını, başta babası olmak üzere tüm erkekler tarafından bir mal gibi alınıp satılmasını ve çürümüş toplum değerlerinin cehaletle birleşip, bir kadını ve çocuklarının yitip gittiğini gözler önüne seriyor.

Yıllar önce yazılmış olan bu oyun; günümüzde bizler için bir nostaljiden ibaret olması gerekirken ne yazık ki günümüz gerçekleri ve değişmeyen kadın dramları, bu konunun hala üzücü bir şekilde hayatımızda var olduğunu beynimize şimşek gibi çakıyor.

Müziğin ve dansın birleşmesiyle bu dram siz seyircilerimizle buluşuyor.

İyi Seyirler.

Prömiyer: 08 Ekim 2013
Yer: Adana Devlet Tiyatrosu - Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi
2 Perde
X Saat X Dakika

Bilet Almak için : http://www.adanadt.gov.tr/web/oyunlarimiz/fadik_kiz.html

Hat Sanatı























Hat arapca kökenli bir kelime olup çizgi bilimi anlamına gelir. Hat sanatı estetik kurallara bağlı kalarak güzel yazı yazma sanatıdır.

Hat sanatı çizgi sanatlarının zirvesidir. Temel obje yazı olduğu için islam dünyasında çok önem arzeder. Sebebi Kur'an yazıyla tespit edilmiştir. Çok büyük bir saygı vardır. Hat islam sanatının merkezinde olup yazı olmasının ötesinde işlev, anlam ve estetiği bir arada barındırır. Harfler okunur anlamları açılır, fakat harfler öylesine bir güzellikle bir araya gelir ki bu yazıyı okumayı bilmeyen biri bile onu bir manzara gibi seyreder.

Hat sanatında , harf oranlarının inanılmaz bir bütünleşmesi vardır. Hat ölçüsü, dengesi ve anlamı ile mimarinin ayrılmaz bir unsurudur. Yazı mekanın çizgilerini takip eder, kıvrımlarını, çıkıntılarını izler ve  insana sonsuzluk kapısı açar.

Hat sanatının ölçü birimi noktadır. Her şey noktaya göre şekillenir, kalemin ucu nokta ölçüye dayanır. Harflerin büyüklüğü, eğimi, yerleşimi hep noktaya göre hesaplanır. Böylece Harfin noktası bütün yaradılışın ilkesini temsil eder.

Türkler müslümanlığı kabul ettikten sonra bu sanatla yakından ilgilenir. Büyük bir azim ve sabırla hat sanatı geliştirir, böylece hat  sanatı en parlak dönemini Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşar. Padişahlar yazıya ve yazı yazanlara çok önem verirler. Hat bu döneminde eğitimden, devlet dairesine, mimariden şiire kadar her yerde kendini göstermiştir.

Özelikle cami başlı başına bir hat sergi alanı gibidir. Hat cami aslında bulunduğu her mekanı sonsuzluğa bağlar. Sebebi anlamı duyguyu mekana yansıtmasıdır. Kubbeler, duvarlar, kemeler hattın yardımıyla yüce anlam elbisesi kuşanırlar.Caminin her köşesi o yere uygun bir Allah kelamı ile süslenir: Kubbede gökden ve arşdan bahseden ayetler, iç Pencerelere Allah'ın yüce ismi nakşedilir.

Hat sanatı aynı zamanda bir Kur'an sanatıdır. Kur'andan Allah'ın kelamında doğmuş bir güzellik yoludur. Kalemin ucu eğik kesilir, boynu bükülmeli ki gerçeğin dimdik bir sözcüsü olsun.

Kalemin ucu çatlatılır böylece kaleme konuş denir. Bu ilahi duygu kalemi kalemlikten çıkartır yüce kelamı yazarak onun bayraktarı olur. Kalem açıldıkça dökülenler atılmaz, bir kaseye doldurulur, hattatın ömrü boyunca birikenler o vefat ettiğinde gasil suyunu ısıtılmasında kullanılır.

Hat her kağıda yazılmaz, bir takım işlemlerden geçer, tıpkı insanlar gibi  sıkıntı çeker, sabreder zamanını bekler.

Hat mürekkebi is veren maddelerden uzun bir işem sonucunda elde edilir. İs mürekkebi asla solmaz, yazılışına hizmet ettiği harfler gibi ebedi anlamının hizmetkarı olur.

Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lıka denen bir tutam ham ipek konur.

Yazı araçlarını bu şekilde çileyle hazırlayan hattat zaten yazı yazmadan evvel olgunlaşma yolunda belirli bir mesafe yol almış olur.

Hat çizgi çizgi mekanı, zamanı, insanı inşa eder. Kalemden akan çizgiler insanların, toplumların hayat çizgisidir. Bu çizgi uzar uzar ve insan gibi bir noktada sonsuzluğa bağlanır.

Kent Rehberi : Adana






















Şehir, yeme-içme , kültü-sanat ile ilgili ilk yazımı yaşadığım şehir Adana'ya ayırmak istedim.

Adana sahip olduğu doğal güzellikleri yanında kültür, tarih ve inanç turizmine ev sahipliği yapan çekici ve büyüleyici bir kenttir. Çok sayıda tarihi eser, köprü, cami, kilise, han, hamam, müze, kale, kervansarayın varlığı, tarihi İpek Yolu' nun buradan geçmesi ve Toros Dağları 'nın sağladığı mükemmel doğal güzellikler, bu kenti bir rüya alemine dönüştürmüştür.


GEZİ REHBERİ

Taşköprü, Seyhan Nehri üzerinde, kent merkezinde, Seyhan ve yüreğir yakalarını birleştiren tarihi bir köprüdür. Adana’nın simgelerinden olup, Roma döneminde inşa edildi. Osmanlı döneminde restore edilmiş olup 2006 yılında tekrar elden geçirilmiştir. 310 metre uzunluk 11.40 metre  genişlik olup sadece yayalara hizmet vermektedir.

Bu köprünün diğer bir ünüde dünyada kullanılan en eski köprüdür.

Sabancı Merkez Camii, Seyhan nehri kıyısında inşaa edilen Ortadoğunun en büyük cami'sidir.  Cami inşaatının yarısı halk bağışları ile diğer yarısı da Sabancı ailesi bağışları ile yapılmıştır. Sabancı merkez camisi olarak 1998 yılında ibadete açılmıştır.

Ziyapaşa Bulvarı, İstanbul'da Nişantaşı ile benzerlikler taşır. Bulvar şehir merkezinde olup, lüks butikleri, restoranları ve kafeleri ile meşhurdur.

Çukurova Üniversitesi, Çok büyük bir kampuse sahiptir. Seyhan Göl kenarında konumlandırılan Balcalı kampüsü muazzamdır. Göl kenarında bulunan kafeleri ile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

Mestan Hamamı, 1093 hicri (1682) tarihinde ramazanoğulları evladından hacı mahmut ağa tarafından yapılmış tarihi bir hamamdır. Temiz, bakımlı hala Türk hamam kültürüne sadık kalarak hizmet veren ender
hamamlardandır.

Alışveriş AVM: Adana da 3 Adet büyük AVM vardır, Real ve Carrefoursa şehir merkezinin biraz dışında, Optimum Seyhan Nehri Kenarında Hilton Oteli ile paraleldir.

Müze: Şehir merkezinde bulunan ve 1924 yılında hizmete açılan Adana Arkeoloji Müzesi, Kuruköprü'de bulunan Etnografya Müzesi, Seyhan Caddesi üzerinde yer alan Atatürk Müzesi ve Adana - Ceyhan arasındaki tarihi İpek Yolu üzerindeki Misis Mozaik Müzesi kentin kültürel ve tarihi birikiminin önemli parçalarıdır. Adana’ya geldiğinizde ayrıca Misis ve Karasu Antik Kentleri'ni de görmeniz gerekir.

Spor ve Aktivite: Akdeniz sahili boyunca uzanan Karataş ve Yumurtalık'taki plajlar tatil sevenler için en uygun yerlerdir.

Mevcut göl ve barajlar rafting, balıkçılık (özellikle Seyhan ve Ceyhan) ve sörf yapmaya olanak vermektedir.

Toros Dağları'nın eteklerinde yabani geyik ve keçilerin varlığı kentte avcılığın gelişmesini sağlamıştır. Bu amaca hizmet etmek için buralarda çok sayıda hayvan üretimi tesisi kurulmuştur.


KÜLTÜR REHBERİ

Altın Koza Kültür ve Sanat Festivali, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, sinemalar ve tiyatrolar otantik kültürün önemli parçalarıdır.

Geleneksel el sanatları, özellikle kırsal bölümlerde oldukça yaygındır. Halı, kilim, kabartma yerel el işlerinin en güzel örneklerindendir. Dokumacılık kentin en yaygın el sanatlarıdır. Zevkli motiflerle dokunmuş Adana'ya özgü halı, kilim ve keçelerden mutlaka satın almalısınız. Eğer genel alışveriş yapmak isterseniz kent merkezinde bulunan alışveriş merkezleri uygun mekanlardır.

YEME İÇME
Birçok farklı etnik kültürü içinde barındıran Adana yemekleri oldukça zengindir. Baharat, et, buğday kent yemek kültürünün başında gelir.

Adana kebabı dünyaya nam salmıştır. Acılı Kebabı denemeden şehrimizden ayrılmayın.

Yüzük çorbası,topalak
Çiğ köfte, içli köfte, hırcıklı köfte,
Komeç lapa, ekşili pancar
Baharatlı ekmek, setikli ekmek, sıkma
Biryan kebabı, cığırtlak kebap, adana kebabı
Muammara, haydari, babagannuş, humus, bartafit
Künefe, bandırma, bici bici, karkus, kaynar,
Şalgam, aşlama

Osmanlı'da Kahve Kültürü










http://www.pinterest.com/pin/101612535312023834/


Kahve kültürü aslında çok geniş anlamı olan bir tanımlamadır. kahvenin tüketilmesine ilişkin bileşenleri, hem de kahve içilen yerlere ilişkin kültürel mirası kapsar.

Osmanlı'da Kahve Kültürü
Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Mısır’ı fethinden sonra bu coğrafyaya has bir içecek olan kahve, Osmanlılar'ın başşehri İstanbul'a kadar ulaşmıştır.

Çok kısa bir süre, geldiği topraklarda dahi yasaklansa da; kahve hızla Osmanlı İmparatorluğunda  yayılmıştır. İstanbul'da Tahtakale 'de açılan ilk kahve evleri olan Kivahan'dan sonra, Kanunî Sultan Süleyman döneminde, kahve evleri hızla yaygınlaşmaya başlamıştır. Sonrasında, kahve Türkler'e has pişirme tekniği ile "Türk Kahvesi" namını almıştır.

Kahve giderek toplumsal yaşamın ayrılmaz bir içeceği haline gelerek kendine has bir takım gelenekleri ve ritüelleri de oluşmuştur. Böylelikle, Türk kahvesi kültürü olarak adlandırılan özel bir kültürel doku meydana gelmiştir.

Viyana Kuşatması'yla birlikte Türk kahve kültürü tüm Avrupa'ya yayılmıştır.

Günümüzde, kahve kültürü giderek küreselleşmekte olup; yerel kahvelere ait kültürel değerler unutulmaya başlanmıştır.

Kaynak: http://www.kahvecini.com/2010/05/kahve-kulturu.html


Popular Posts